Türkiyede uluslararası ticaret sınırlandırmaları

Share on whatsapp
Share on linkedin
Share on email

GİRİŞ

Türkiye de diğer ülkeler gibi üreticilerinin menfaatlerini korumak, ithalat yoluyla haksız rekabetin önüne geçmek yani zarar görmelerini önlemek adına bazı ticari politikalara başvurmaktadır. Bu çerçevede, uluslararası ticaret kurallarını belirlemek ve uygulamak adına Dünya Ticaret Örgütü kurulmuş olup, Türkiye de kurucu üyelerinden bir tanesidir. Aynı zamanda ithalatta, haksız rekabetin önlenmesi ile ilgili özel bir mevzuat oluşturulmuştur ve oluşturulan bu mevzuat, ithalatta etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Bu makalede, Türkiye’de uluslararası anlaşmalar ve kanun çerçevesinde haksız rekabetin önlenmesi adına uluslararası ticaret sınırlandırmalarından bahsedilecektir. 

DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜNÜN KONUMU 

Dünya Ticaret Örgütü, merkezi Cenevre olmakla birlikte uluslararası ticaret sisteminin yasal ve kurumsal temeli olarak, 1995 yılında faaliyete geçmiştir. Dünya Ticaret Örgütü, uluslararası ticaret kurallarını belirleme yetkisine sahip olmakla birlikte kuruluş itibariyle çok taraflı ticaret sisteminin merkezi niteliğindedir. İlgili örgütün temel amaçlarından bahsetmek gerekirse; uluslararası ticaretin önündeki engelleri ortadan kaldırmak, ticaret kurallarını şeffaflaştırmak, ticaret işlemlerini kolaylaştırmak şeklinde sıralayabiliriz. Örgütün mevcut üye sayısı 164 olup, Türkiye de kurucu üye konumundadır.

Dünya Ticaret Örgütü’ne üye ülkelerin mevzuatlarının GATT 1994 anlaşması ile uyumlu olması en temel hususlardan bir tanesidir. Aynı zamanda belirtilen anlaşmaya, Dünya Ticaret Örgütü Anti-Damping Anlaşması da denilmektedir. 

DAMPİNG VE ANTİ-DAMPİNG KAVRAMLARI

Türkiye de diğer ülkeler gibi üreticilerinin menfaatlerini korumak, ithalat yoluyla haksız rekabetin önüne geçmek yani üreticilerinin zarar görmelerini önlemek adına bazı ticari politikalara ve uygulamalara başvurmaktadır. Bunlardan bir tanesi de anti-dampingdir. Anti-dampinge değinmeden önce dampingin ne olduğunu irdelemekte fayda vardır. 

01.07.1989 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun uyarınca damping; ‘’bir malın Türkiye’ye ihraç̧ fiyatının, benzer malın normal değerinin altında olması’’ şeklinde tanımlanmaktadır. Bir başka deyişle, bir firmanın malını dış piyasada, iç piyasaya oranla daha düşük fiyata satması damping olarak belirtilebilir. Damping karşıtı uygulamaya ise anti-damping denmektedir. Dampingin esasında bir karşılaştırma söz konusu olup, bir ürünün ihraç fiyatı ile ihracatçı ülkedeki benzer ürünün, yerel piyasa fiyatı üzerinden bu karşılaştırma yapılmaktadır. Bununla beraber, normal değerin ihraç fiyatını aştığı kısım ise damping marjı olarak isimlendirilmiştir. 

Yetkili merciiler, anti-damping önlemini, dampingin önüne geçmek amacıyla alabilir. Burada yetkili merciiler, ‘’damping’’ ve zarar veya zarar tehdidinin mevcudiyetini ve etkisini, aralarındaki illiyet bağını da dikkate alarak, ilgili önlemleri almakla yükümlüdürler. Dampingin önüne geçebilmek adına oluşturulacak vergi tutarı, geçmişe dönük olabileceği gibi ileriye yönelik olarak da belirlenebilmektedir. 

Örnek vermemiz gerekirse, en son 9 Ocak 2021 tarihinde Ticaret Bakanlığınca, İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ yayımlanmıştır. Bu karar ile beraber, Çin Halk Cumhuriyeti, Hindistan Cumhuriyeti ve Malezya menşeili 5402.47 gümrük tarife pozisyonu altında yer alan ürün grubuna yönelik başlatılan T.C. Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen nihai gözden geçirme soruşturması tamamlanarak yürürlüğe konmuştur. İlgili karara göre, mevcut önlemlerin yürürlükten kalkması durumunda, dampingin ve zararın devam etmesinin veya yeniden meydana gelmesinin muhtemel olduğu saptanmıştır. Bu çerçevede 06.10.2014 tarihli ve 29147 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ ile yürürlüğe konulan tebliğ ile Hindistan Cumhuriyeti ve Malezya için aynı tutarlarda Çin Halk Cumhuriyeti için ise değiştirilerek uygulanmasının devam edilmesine karar verilmiştir. 

SÜBVANSİYON

Devlet tarafından iç piyasayı rahatlatmak gayesiyle yapılan yardımlara sübvansiyon denmektedir. Burada yapılan yardımlar, menşei veya ihracatçı ülkenin fayda sağlayan, doğrudan veya dolaylı mali katkısını veya GATT 1994 anlaşmasının XVI. maddesi çerçevesinde herhangi bir gelir veya fiyat desteği olarak nitelendirilebilir. Sübvansiyon; devletin, üretimde, üreticiye faizsiz kredi vermesi, ihracat yapan firmalara teşvik primleri verilmesi, işletmelere vergi muafiyetleri, üretilen mal başına yardım sağlanması, vergi muafiyeti veya avantajları gibi örnekler verilebilir. 

Sübvansiyon, yasak sübvansiyonlar ve müsaade edilebilir sübvansiyonlar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Yasak sübvansiyonlar, ihracata yönelik doğrudan olanlar olarak özetlenebileceği gibi gelişmekte olan ülkeler ile az gelişmiş ülkeler için bu konuda belli başlı istisnalar bulunmaktadır. Müsaade edilebilir sübvansiyonlar ise yasak sübvansiyonların dışında kalanlar olanlar olarak nitelendirilebilir. 

Sübvansiyonun varlığı için, bir kamu kuruluşu tarafından üreticilere finansal bir avantaj sağlanması ve ticari bir menfaat söz konusu olması gerekmektedir. Sübvansiyonun tespiti halinde telafi edici vergi uygulamaları başlatılabilmektedir. Sübvansiyonlarla ilgili telafi edici tedbirler Dünya Ticaret Örgütü’nün üyelerinin temsilcileri bulunduğu Sübvansiyonlar Komitesinde görüşülmektedir.  

DAMPİNGLİ VEYA SÜBVANSİYONLU İTHALATA KARŞI ÖNLEM KONULABİLMESİ İÇİN ŞARTLAR 

Önlem alınmasını gerektiren halleri; dampinge veya sübvansiyona konu olan ithalatın, Türkiye’de bir üretim dalında maddi zarara yol açması veya maddi zarar tehdidi oluşturması veya bir üretim dalının kurulmasını fiziki olarak geciktirmesi, şeklinde sıralayabiliriz. Ancak sübvansiyona konu ithalata karşı önlem alınabilmesi için sübvansiyonun, Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Tedbirler Anlaşması’nın 2. Maddesi çerçevesinde bir firma veya firma grubu veya bir üretim dalı veya üretim dalı grubuna yönelik olduğunun da tespit edilmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla öncelikle damping ve sübvansiyon mevcut olmalı, daha sonrasında bu damping ve sübvansiyonun yerli üretim dalında zarara sebebiyet vermesi gerekmektedir.  Aralarında nedensellik bağının mevcut olması önem arz etmektedir. 

İthalat Genel Müdürlüğü, şikâyet üzerine veya gerektiğinde re’sen damping veya sübvansiyon incelemesi yapabilir. Dampinge veya sübvansiyona konu olan ithalattan maddi zarar gördüğünü veya maddi zarar tehdidi altında bulunduğunu veya bu tür ithalatın bir üretim dalının kurulmasını fiziki olarak geciktirdiğini iddia eden üreticiler veya üretim dalı adına hareket eden gerçek veya tüzel kişi veya kuruluşlar Genel Müdürlüğe yazılı olarak başvuruda bulunabilmektedirler. 

Re’sen veya şikâyet üzerine yapılan inceleme sonucunda dampinge veya sübvansiyona konu olan ithalatın ve bu ithalattan kaynaklanan zararın varlığı konusunda yeterli delillerin bulunması durumunda soruşturma açılır. Şikâyet, inceleme ve soruşturmaya ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle tespit edilir.

İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında 99/13482 Sayılı Karar ile; pazar koşullarının geçici olarak değişmesi nedeniyle, önlemlerin askıya alınması sonucunda, yerli üretim dalındaki zararın devam etme veya tekrarlama ihtimali bulunmaması ve ilgili üreticilerin konuya ilişkin görüşlerinin de dikkate alınması kaydıyla, en az bir yıl yürürlükte bulunan önlemlerin uygulanması, Kurulun kararı ve Bakanlık onayı ile 9 ay süresince geçici olarak durdurulabilecektir. Bu sürenin en fazla bir yıl daha uzatılabileceği düzenlenmiştir.

22.10.2020 tarihinde Cumhurbaşkanı Kararı olarak yayımlanan 3113 sayılı kararı ile ilgili düzenlemeye ekleme yapılarak, İthalatta Korunma Önlemlerine İlişkin Mevzuat kapsamında korunma önlemi uygulanan bir malın ithalatına ilişkin yürürlükte bulunan önlemler, korunma önleminin yürürlükte kaldığı süre ile sınırlı kalmak kaydıyla, Kurulun Kararı ve bakanlık onayı ile kısmen veya tamamen askıya alınabileceği ve bunların nevi değiştirileceği düzenlenmiştir. Yapılan değişiklikle beraber bu yönde alınacak kararların yürürlük tarihinden başlamak üzere ileriye dönük olarak geçerli olacağı düzenlenmiş olup, daha önce yapılmış olan tahsilatların iadesi talep edilemeyeceği yönünde değişiklik yapılmıştır.  

DAMPİNG VE SÜBVANSİYONLU İTHALAT DIŞINDA KORUNMA ÖNLEMLERİ

Damping ve sübvansiyona karşı alınan önlemlerin dışında ithalatta haksız rekabetin önlenmesi, yerli üreticinin korunması adına başkaca koruma önlemleri de alınabilmektedir. 

Bir malın benzer veya direkt rakip mallar üreten üreticiler üzerinde ciddi zarar veya ciddi zarar tehdidi oluşturacak şekilde artan miktar ve şartlarda ithal edilmesi durumunda ve bu durumun somut delillerle açıklanabilir olması halinde, ilgili zarar veya zarar tehdidiyle sınırlı ve geçici olmak kaydıyla korunma önlemi alınabilmektedir. Bu haksız rekabetin önüne geçebilmek adına, korunma önlemi bir malın ithalatında uygulanmakta olan gümrük vergilerinde artış yapılması, gümrük kapısı belirlenmesi, miktar sınırlaması, ek mali mükellefiyet getirilmesi, tarife kontenjanı uygulanması veya burada belirtilen kombinasyonların birlikte kullanılması, şeklinde uygulanabilmektedir. 

Yukarıda anlattıklarımız kapsamında Türkiye’de uluslararası ticaret sınırlamaları, uluslararası anlaşmalar ve mevzuat ışığında değerlendirilmiş olup, ülkemizde haksız rekabetin önlenmesi adına sınırlamaların etkin şekilde kullanıldığı görülmektedir.

 

Avukat Melodi Olcay Keskiner

Share on facebook
Share on google
Share on twitter
Share on linkedin