ÖDENMEMİŞ SOSYAL GÜVENLİK PRİM BORÇLARINDAN TEMSİL YETKİSİNE SAHİP OLMAYAN YÖNETİM KURULU ÜYELERİ DE ŞİRKETLE BİRLİKTE SORUMLU TUTULMAKTADIR

ÖZET:

Anayasa Mahkemesi, 30.05.2019 tarihli ve 30836 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 2015/11192 başvuru numaralı kararında (“Karar”); temsil yetkisine sahip olmayan yönetim kurulu üyelerinin, Anonim Şirket’in ödenmemiş sosyal güvenlik prim borçlarından, şirket tüzel kişiliği ile birlikte müşterek ve müteselsilen sorumlu tutulabileceğine karar vermiştir.

AÇIKLAMALAR:

  • 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanun (“AATUHK”) ’un mükerrer 35. maddesine göre, şirketlerin malvarlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları kanuni temsilcilerin şahsi mal varlıklarından tahsil edilmektedir.
  • 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (“VUK”) ’nun 10. maddesinde de, şirketlerin mükellef ve vergi sorumlusu olması dolayısıyla şirketlere düşen görevlerin kanuni temsilciler tarafından yerine getirileceği; bu görevlerin yerine getirilmemesi halinde ise, vergi ve buna bağlı alacakların, kanunî ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından tahsil edileceği düzenlenmektedir. Bu hüküm Türkiye’de bulunmayan mükelleflerin Türkiye’deki temsilcileri hakkında da uygulanmaktadır.
  • 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (“5510 sayılı Kanun”) ’nun 88. maddesinin 20. fıkrasında ise, Sosyal Güvenlik Kurumu (“SGK”) alacaklarının haklı bir sebep olmaksızın ödenmemesi halinde, bu alacakların tahsil edilmesinden, işverenler ile birlikte işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri, üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcilerinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu düzenlenmektedir.

Her ne kadar AATUHK’nun mükerrer 35. maddesi ile şirketlerin malvarlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları için kanuni temsilcilere başvurulacağı düzenlenmiş olsa da; AATUHK’a kıyasla özel nitelikli bir kanun olan 5510 sayılı Kanun’un 88. maddesinin 20. Fıkrasına göre ise, sosyal güvenlik prim ve alacaklarına ilişkin olarak kanuni temsilcilere başvurulabilmesi için öncelikle borcun şirketten tahsil edilme yoluna gidilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi Kararı

  • Somut Olay

Başvurucu, T. Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. (“Şirket”)’nin hissedarı olup; Şirket’in 08.09.2009 tarihli Genel Kurul Kararı ile Şirket’in Yönetim Kurulu üyesi olarak seçilmiş ve Başvurucu’nun bu görevi 2011 yılında da devam etmiştir.

Sosyal Güvenlik Kurumu, 2009 yılı Aralık, 2010 yılı Ocak ve Ağustos ayları arası döneme ait 8.841 TL tutarındaki sosyal güvenlik prim ve gecikme zammı borçları için Başvurucu dahil Şirket’in tüm Yönetim Kurulu üyelerine ödeme emri göndermiştir. Bunun üzerine Başvurucu, Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhine icra emrine itiraz davası açmış ve ödeme emrinin iptalini talep etmiştir. Başvurucu dava dilekçesinde, söz konusu borcun Şirket’in malvarlığından tahsil edilebileceğini ve kendisinin sosyal güvenlik prim borçlarından sorumlu olmadığını iddia etmiştir.

Yapılan yargılama sonucunda ilk derece mahkemesi; 5510 sayılı Kanun 88/20 maddesi uyarınca Şirket Yönetim Kurulu üyelerinin sigorta prim borçları ile fer’ilerinden işverenle birlikte müşterek ve müteselsil sorumlu olduğu, bu sorumluluğun doğması için Şirket’i temsil yetkisine sahip olmalarına gerek bulunmadığı, bu sebeple öncelikle Şirket’e başvuru şartı olmadan söz konusu borçların yönetim kurulu üyelerinden tahsil edilebileceği gerekçeleriyle davayı reddetmiştir. Başvurucu karara karşı temyiz talebinde bulunmuşsa da Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 12.05.2015 tarihli kararı ile Başvurucu’nun bu talebi de reddedilmiştir. Bunun üzerine Başvurucu, Anayasa Mahkemesi nezdinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

  • Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi, Başvurucu’nun ödemek zorunda kaldığı söz konusu borcun, Anayasa’nın 35. maddesi gereğince Başvurucu yönünden mülk teşkil ettiğini ve Başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini kabul etmiştir. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi, söz konusu müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığını kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük yönlerinden değerlendirmiştir:

  • Kanunilik

Mahkeme, somut olaya ilişkin düzenlemenin 5510 sayılı Kanun’un 88/20 maddesinde yer aldığını belirtmiştir.

  • Meşru Amaç

Mahkeme, kamu alacağının tahsilinin güvenceye bağlanması ve tahsil imkanının artırılmasında kamu yararı bulunduğunu belirtmiştir.

  • Ölçülülük

Mahkeme ölçülülük ilkesini; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilke kapsamında değerlendirmiş ve bu ilkeleri somut olaya uygulamıştır. Buna göre Mahkeme;

  • prim alacaklarının eksiksiz ve zamanında tahsil edilmesinin sağlanabilmesi için; bu alacakların temsil yetkisine sahip olmasalar bile yönetim kurulu üyelerinden tahsil edilmesinin elverişli ve gerekli olduğuna ve
  • Başvurucu’nun yargılama safhasında tüm iddia ve savunmalarını etkin bir şekilde ortaya koyma imkanına sahip olması sebebiyle müdahalenin orantılı olduğuna

karar vermiştir.

Diğer taraftan Mahkeme, Başvurucu her ne kadar kurum alacağından sorumlu olabilmesi için yerleşik Yargıtay ve Danıştay içtihatlarına göre prim alacağının tahakkuk ettiği dönemde temsil ilzam yetkisine sahip olması gerektiği iddiasında olsa da; söz konusu içtihatların 5510 sayılı Kanun öncesi prim borçlarını kapsaması sebebiyle somut olaya uygulanamayacağını belirtmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Başvurucu’nun Yönetim Kurulu üyesi sıfatıyla Şirket’in kanuni temsilcisi bulunduğu dönemde Şirket’e ait sosyal sigorta prim borçları ile gecikme zamlarının ödenmemiş olması nedeniyle doğan kamu alacağından sorumlu tutulmasının başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemediği ve bu suretle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi başvurucu aleyhine bozmadığı, dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlal edilmediği kanaatine varılmıştır.

Share on facebook
Share on google
Share on twitter
Share on linkedin