Geleneksel Olmayan Marka Kavramı ve Sınai Mülkiyet Kanunu ile Getirilen Yenilikler

Share on whatsapp
Share on linkedin
Share on email

Ülkemizde, markalar 1995 yılından 2017 yılında değin 556 Sayılı Markaların Korunması Hakkında Kararname ile korunmakta ve sahiplerine bu kararname kapsamında hak ve yükümlülükler sağlanmaktaydı.  Kanun Hükmünde Kararnameler adı üzerinde kanun hükmünde olan ve onlar kadar kuvvetli ve geçerli düzenlemelerdir. Ancak markalar gibi günümüz ekonomik dünyasında hayli yer alan ve girişimcilerin, işletmelerin kar marjlarını önemli ölçüde etkileyen bu denli maddi ve manevi kıymetli işletme unsurlarının, bir kararname kapsamında değil; kendine has, sadece onun için oluşturulmuş bir “kanun” ile korunması gerektiği savunulduğundan, 2017 yılında 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu çıkarılmıştır. Böylece, hak sahipleri daha geniş ve kapsamlı bir korumaya kavuşmuştur. 

Marka denilen unsur tam olarak nedir ve neleri koruyabiliriz diye soracak olursak; marka için, temsil ettiği, koruduğu ürünü veya hizmeti açık olarak anlatan, bunu gösterebilen kelimeler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve işaretler diyebiliriz. Markanın tam olarak tanımlanabilmesi ve açıkça söylenebilmesi, buna sahip olan kişiler için önemlidir çünkü böylece kişiler marka olarak tanımlayabildiği tanımlar ölçüsünde ürününü veya hizmetini sınıflandırarak alanında koruyabilecektir. Bunlar da kanunen geleneksel markalar olarak nitelendirilip, korunması; bahsettiğimiz kapsamda olması kaydıyla, Türk Patent’e kaydı; teknik adı “tescil edilmesi” ile mümkündür. 

Bu esnada, kişiler dememizdeki kastımızın ise bir marka sahibinin gerçek ve tüzel kişiler fark etmeksizin işletmeler ve teşebbüsler; girişim ve girişimciler olabileceğini belirtmek için olduğunu söyleyebiliriz.

Ancak, markalaşma yolundaki kişileri etkileyen bir durum da şudur ki, kanunda belirtilen fakat bu tanımda olmayan unsurlar nasıl marka olarak sayılacak ve kanuni koruma kapsamına sokulacaktır? Çılgın bir projeniz veya ürününüz olduğunu hayal edin, veya böyle bir projeye çoktan sahipseniz; bahsettiğimiz durumun tam ortasındasınız demektir. Peki, sizi nasıl koruyabiliriz?

“Geleneksel olmayan marka” daha geniş bir şekilde sözcükler, şekiller veya sözcük ve şekillerin birleşimi ile oluşturulmuş ve klasik anlamdaki “marka” kavramının dışında kalan; renk, ses, koku, hareket, tat, pozisyon, ürünlerin üç boyutlu görünümleri gibi unsurları ifade eden bir kavramdır. Bunların tanımı ne ülkemiz mevcut Sınai Mülkiyet Kanununda, ne ilgili yönetmeliğinde, ne önceki kararnamede ne de kaynak aldığımız; yön bulduğumuz Avrupa Birliği Direktiflerinde yapılmamıştır. Çünkü bu tür oluşumlar her şey olabileceği ve çılgın fikirlerden ortaya çıkacağından, dinamiktirler. Gelişen teknoloji ve ekonomide insan aklının bir kaç adım ötesindedirler. Bu nedenle de geriden gelen bir kanuni düzenleme ile matbu ve sınırlayıcı tanımları yapılamaz. Ancak, bu oluşumları da marka hükmünde sayarak koruyabilmek ve kaydını yapabilmek için birtakım kriterler ve standartlar oluşturulmuştur. Kanunda yer almayan bu kriterler, söz konusu bu markanın tescilini merkez aldığından, Sınai Mülkiyet Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde belirlenmiştir. Ancak bunlar yetersiz kalacağından ve geleceği öngöremeyeceğinden, yönetmelikte belirtilmeyen kriterlere sahip bir işaretin gösterimi hakkında da uygulanabilir olduğu ve başvuru sahibinin özellikle görüntüler, şekiller, çizgiler veya karakterler yoluyla görsel olarak gösterim, elektronik kayıt, yazılı açıklama veya uygun gördüğü başka bir gösterimi Türk Patent’e sunabileceği belirtilmektedir. Şunu hiçbir zaman göz ardı etmeyin ki ne olursa olsun, geleneksel olmadığı iddiasıyla, “malın doğası gereği ortaya çıkan şeklini ya da başka bir özelliğini…” münhasıran içeren işaretler marka olamayacaktır. Bu husus kanunen kesin şekilde düzenlenmiştir. 

Bu durumda, söz konusu marka yapılmak istenen bu oluşumun; “sicilde gösterilebilir” ve  korumayı sağlayacağı alandaki diğer markalardan ayrı ve farklı olduğunun yani “ayırt ediciliğinin” olması markalaşma sürecinde, tescil bakımından aranmaktadır. Yine de bu kriterlerin geleneksel olmayan türde olan markanızı tescil ettirebilmeniz için tam yeterli olmayabileceğini, öncelikle markanızı en iyi siz tanıyacağınızdan kriterlerinizi oluşturarak; diğerlerinden farklı olan ve Türk Patent’te tescil edilmesi olasılığında herkese gösterilebilecek türden olduğunu tescil-markalaşma sürecinde sunmanız gerekeceğini hatırlatmalıyız. 

Sınai Mülkiyet Kanunu ile Getirilen Yenilikler hakkında bahsedecek olursak; bunlar:

  1. Öncelikle geleneksel olmayan marka sahiplerini sevindirecek olan; “her türde” markanın tescil edilerek, korumaya dahil edilebileceği düzenlendi. Böylece aslında esnek doğaya ayak uydurulmuş oldu ve proje sahipleri yaratıcılıklarında korkusuzca yaklaşım sergileyebilecek cesarete kavuşturuldu. 
  2. Kanundan önceki kararnamede hatta marka hukukunda kaim olan ilke “teklik” idi. Yeni düzenlemede ise bir markanın artık tek değil, birden fazla sahibi bulunabileceği; birden çok kişi adına tescil ettirilebileceğidir. 
  3. Markanın koruma kapsamı genişletilmiştir. Burada marka sahiplerini en çok heyecanlandıracak yeniliğin de belki bu olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü önceden, bir başkasının markasını farklı bir kişi ticaret unvanı veya işletme adı olarak kullanması ya da tabelasına yazması ihlal sayılmayabiliyordu ancak artık bunlar da yasaklanmıştır. Yani bir başkasının markası artık ticaret unvanı, işletme adı olarak kullanılamayacağı gibi söz konusu başkasına ait marka tabelada da işletme adı olduğu gerekçesiyle yer alamayacaktır. 
  4. En güzel yeniliklerden biri de kullanılmayan ancak alınmış olan işlevsiz markalar artık yeni ve heyecanlı, üretken proje sahibinin önünü kesemeyecektir. Çünkü aslında Türk Patent sisteminde tescilli ancak işlevsiz ve kullanılmayan atıl durumda kalmış birçok tescilli marka bulunmaktadır. Bunun yanında, bazı girişimciler de kullanmadığı isimleri ve şekilleri belki ilerde o alanda o isimle proje yapmak isteyen ve markalaşan bir girişimci olur diye fırsat kapısı olarak da muhafaza etmektir. Böylece, bu tür fırsat arayanların ve yeni girişimcileri markalaşma sürecinde yıldıran; fahiş satın alma ücreti talep edenlerin de önü kesilmiş olmaktadır. 
  5. Önceden bir marka tescil edildikten sonra ancak dava ile iptali talep edilebilirdi. Bu da süreç uzunluğu ile bir yargılama gerektirdiğinden haklı hak sahipleri zorluk yaşayabilmekteydi. Ancak yeni kanunla artık “idari iptal” seçeneği getirilmiştir. Kişi Türk Patent’e başvurarak bu markanın iptalini talep edebilir. İptal sebepleri kanunda sayılmış olup şunlardır: a) Markanın, tescil tarihinden itibaren beş yıl boyunca kullanılmaması, b) Markanın jenerik hale gelmesi, c) Markanın halkı yanıltır hale gelmesi, d) Garanti ve ortak markaların teknik yönetmeliklerine aykırı kullanım. Anlaşıldığı üzere, bu düzenleme oldukça radikal olduğundan, yürürlüğe girmesi 7 yıl süreyle2024 yılına kadar ertelenmiştir. 
  6. Usul ekonomisi ilkesi buraya da yansıyarak, markalaşma sürecinde ilgililerin Türk Patent’e yapacağı markanın kaydının; tescilinin durdurulması için yapacakları itiraz süreleri 3 aydan 2 aya indirildi. Böylece markalaşma süreci önceden itirazlarla beraber 1.5 yıl kadar sürebilmekteyken şimdi bunun yarısı kadar zamanda daha hızlı tamamlanabilecek. 
  7. Esasen daha önce mahkeme kararlarıyla uygulanan “sessiz kalma nedeniyle hak kaybı ilkesi” artık kanunileşti. Yani bir marka sahibi, artık, kendi markasına benzeyen ve tescil edilen bir markanın kullanıldığını bildiği halde, bu duruma birbirini izleyen 5 yıl boyunca sessiz kalmışsa, ortada diğer marka sahibinin kötü niyetli eylemi olmamışsa bu markanın hükümsüzlüğünü isteyemeyecektir. Bunun kanunlaşması hak sahibinin iddiasını ileri sürerken kesin bir kuraldan yararlanarak davasını olumlu yönde sonuçlandırmasına yarayacaktır. 
  8. Önceki kararnamede sayılan ancak kapsamı daha dar olan marka suçlarının kapsamı genişletildi. Şöyle ki, bir markaya tecavüz ederek; a) mal üreten veya hizmet sunan, b) satışa arz eden, c) satan, d) ithal veya ihraç eden, e) ticari amaçla satın alan, f) bulunduran, g) nakleden veya depolayan kişiye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası verilecektir. Önceki düzenlemede satan ve satışa arz eden kişiye ceza düzenlemesi bulunmaktaydı. 
  9. Önceki Kararnamenin getirisi olarak kural olarak ulusal tükenme kabul edilmişti. Ancak yani Kanunla, tüm hak kategorileri bakımından uluslararası tükenme ilkesini benimsendi. Böylece paralel ithalat serbestisi kanuni statüye kavuştu. Tükenme ise kavram olarak şu anlama gelmektedir; marka hakkının tükenme ilkesi fikri mülkiyet hakkının bağlı olduğu ürünün, hak sahibi veya hak sahibinin izniyle üçüncü bir kişi tarafından piyasaya sunulması sonucunda hak sahibinin o ürünün üzerinde mevcut hakkının sona ermesi anlamına gelmektedir. Yeni düzenleme ile ise bu tükenme uluslararası piyasada gerçekleşecektir. Yani uluslararası tükenme ilkesi, markaya ait ürünün herhangi bir dünya ülkesinde ilk defa piyasaya sürülmesinin o markaya ait hakkın tükenmesi anlamına gelmektedir. Hak sahibi tarafından ürünün satışı hangi ülkede yapılırsa yapılsın, marka hakkı tükenmektedir. İlk satıştan sonra bu ilkeye bağlı olarak marka sahibi artık ürünün piyasaya sürülmesine müdahale edemeyecektir. Bu durum da paralel ithalatta, dış ticarette marka sahiplerini oldukça dikkatli olmaya sevk etmektedir. 
  10. Bir diğer yenilikse, “hızlı imha prosedürüdür”. Buna göre, suça konu taklit markalı mallardan yeteri kadar numune alınır ve kalan suç eşyası imha edilir. Bu imhanın yapılabilmesi için de malın zarara uğraması, değerinde esaslı ölçüde kayıp tehlikesi bulunması ya da muhafazası ciddi külfet oluşturması aranır. Bu şartlardan birinin varlığı halinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak mahkeme kararıyla söz konusu mallar, daha yargılamanın başında imha edilir.
  11. Son olarak, yeni kanunla marka, patent veya tasarım hakkı sahibi, kendi hakkından daha önceki tarihli hak sahiplerinin açtıkları tecavüz davasında artık kendi belgesine dayanarak savunma geliştiremeyecektir. Önceki uygulamada markayı daha önce kayıt ettiren ve tescil belgesi alan kişi bunun kendi markası olduğunu bildirerek iddiasını sunmakta ve savunmasını hak sahipliği altında genişletilmekteydi. Uygulamada bu çok yönde kötüye kullanıldığından, önce gelen kaydı alır ve sonsuz korumaya sahip olur güvenli limanından bu kişiler çıkarılmıştır. Yani, artık tescil kalkanı kaldırılmıştır. Önceki marka sahibi söz konusu markanın mevcut sahibine karşı yine tecavüz davasını açabilir ancak bu defa yeni kanunla önceki marka sahibi “tescilli marka sahibi” olduğunu iddiasının arkasına eskisi kadar geniş yetkilerle dayanamayacaktır. 

 

Saygılarımızla,

Çukur&Yılmaz Ortak Avukatlık Bürosu

Share on facebook
Share on google
Share on twitter
Share on linkedin